nurun ala nur

  • 25/7/2009 - DUÂ AYNI DUÂ, AMA OKUYAN AĞIZ FARKLI ...
  • Muhyiddîn-i Arabî (kuddise sırruh) hazretlerinden:

    'Fakirin biri, bir ağaç dibinde gölgelenmekte olan Hz. Ali (r.a.)'ye gelir, ihtiyaçlarını arz eder:

    ' Çoluk-çocuk sıkıntı içindeyim, ne olur bana biraz yardımda bulunun, der.

    Hz. Ali (r.a.) hemen yerden bir avuç kum alır, üzerine okumaya başlar. Sonra da avucunu açar ki, kum tanecikleri altın külçeleri hâline gelmiş...

    ' Al, der fakire. İhtiyacını karşıla!

    Fakirin gözleri yerlerinden fırlayacak gibi olur:

    ' Allah aşkına söyle yâ Emîre'l-mü'minîn! Ne okudun da kum tanecikleri altın oluverdi? der. Hz. Ali (r.a.) anlatır:

    ' Kur'ân-ı Kerîm, Fâtiha sûresine gizlenmiştir. Bende Kur'an-ı Kerîm'i okudum, yani Fâtiha sûresini okudum bu kumlara...

    Bunu öğrenen fakir durur mu? O da bir avuç kum alır ve başlar okumaya. Okur, okur, okur... Ama kumlarda bir değişiklik yoktur. Altın filan olmuyor, aynen duruyor.tekrar gelir ve İmam Ali kerremallâhü vechehû hazretlerine:

    ' Ben de okudum, ama birşey değişmiyor; kumlar altın olmuyor, der. Emîrü'l- Mü'mînin Hz. Ali (r.a.) boynunu büker, mahcup bir edâ ile cevap verir:

    ' Ne yapayım, der. Duâ aynı duâ; ama, okuyan ağız aynı değildir! Duâ tamam; lâkin, okuyanın ihlâsı ve teveccühü tamam değildir!..

    İşte bütün mesele buradadır. Okuyanın ihlâsında ve teveccühünde... Aynı duâ; aynı îman, aynı İhlâs ve aynı teveccühle okunacak ki, aynı netice elde edilebilsin. Yoksa kumu altın yapmak gibi bir iksire sahip olabilmek mümkün olmaz

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 10/9/2008 - HALA SİZİNLEYSE ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK SEVİN..


  •  

    Hala sizinleyse!!!

    1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.

    2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti. Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.

    3 yasınızdayken
    size özenle yemekler hazırladı. Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.

    4 yaşınızdayken elinize rengârenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.
     
    5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.

    6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda 'GITMIYCEEEEEEEM' diye ağlayarak teşekkür ettiniz.

    7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz.

    9 yaşınızdayken size dualar öğretti, siz her seferinde unutarak teşekkür ettiniz.

    11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü 'Sen bizimle oturma' diyerek teşekkür ettiniz.

    12 yaşınızday ken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.

    19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı.

    Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.

    21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi. 'Ben senin gibi olmayacağım' diyerek teşekkür ettiniz.

    22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz.

    25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.

    30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi. 'Artik bu ilkel yöntemleri bırak' diyerek teşekkür ettiniz.

    40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı. 'Anne işim başımdan aşkın' diyerek teşekkür ettiniz.

    50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu.
    Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz.

    Derken bir gün..... o öldü.
    O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi duştu....

    VE BİR HİKAYE:

    'Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı. Uyku sersemi adam telefonu açtı.
    Telefondaki ses annesine aitti.
    Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?
    Annesi 'nasılsın oğlum iyi misin?' diye sordu.
    Oğlu şaşkın bir ifadeyle 'iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu siz iyi
    misiniz?' dedi.
    Annesi 'biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim' dedi.
    Oğlu da 'anne bunun için mi aradın saat sabahın üçbuçuğu yarında
    konuşabilirdik' diyince annesi de 'rahatsız mı ettim oğlum?' dedi.

    Oğlu 'evet anne rahatsız ettin' diyince annesi

    '30 sene önce sen de beni bu
    saate rahatsız etmiştin, doğum günün kutlu olsun'


    EĞER HALA SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA COK SEVİN
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 1/8/2008 -
  •  

    Merhaba!

     

    Hakk bağında açanlara,
    Dost elinden içenlere,
    Candan, yardan geçenlere,
    Gönül dolusu merhaba!

    Yardan bahseden dillere,
    Nur kaynağı, "Nur illere!"
    Feyiz saçan kandillere,
    Gönül dolusu merhaba!

    Haydi katıl Hakk peşine,
    Değer ver, ukbâ işine
    "Âlemlerin Güneşi" ne,
    Gönül dolusu merhaba!

    Mekâna, zamana, çağa,
    Hem yakına hem uzağa,
    Nur fışkıran Nurlu Dağa!(1)
    Gönül dolusu merhaba!

    Gül bağında sevgililer,
    Gülüp Hakk'a yöneldiler.
    Hakla-batılı bildiler,
    Gönül dolusu merhaba!

    Sevdiklerim gül bağında,
    Resûl-Sıddık(2) Nur dağında,
    Felâh, Rabb'in dudağında,
    Gönül dolusu merhaba!

    Kâbe yolunda hacılar,
    Cennette diner acılar,
    Ana-baba, can bacılar
    Gönül dolusu merhaba!

    "Hakkı batıldan ayıran,
    Tek hakikati haykıran,
    Hakk katında taht kuran!.."
    Gönül dolusu merhaba!

    Selâmımız arz olunsun,
    "Âlem ilâcınla onsun"
    Gönlünüzde yer bulunsun,
    Gönül dolusu merhaba!

     

    1- Hira Dağı
    2- Ebu Bekir -r.a-

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 25/10/2007 - BUGÜNKÜ DUAMIZ.......
  • Allah’ım, geçmiş ömrümde yaptıklarımı, gelecekte yapacaklarımı, gizli islediklerimi, aleni yaptıklarımı, israflarımı, benim bilmediğim fakat senin bildiğin kusurlarımı affet. İlerleten sen, gerileten de sensin, senden başka ilah yoktur

    Yorum ( 9 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 25/10/2007 - İSRAF HAKKINDA UFAK BİR SÖYLEŞİ.........
  • Nasıl ki, içki ve eroin gibi haram olan israflara girmek beden sağlığını bozuyorsa, ihtiyaç fazlası tüketim de kainatın dengesinin bozulmasına sebep oluyor.(Aşırı tüketimin çevre dengesini ne kadar bozduğunu, artık ilim adamlarından sıradan insanlara kadar herkes tartışıyor). Gereksiz yere tüketilen her litre su, alınan fazladan her kıyafet, küremizi daha fazla ısıtıyor ve hem onda yaşayanlara hem de o yaşayanları Yaratan’a karşı büyük bir zulüm oluyor. Efendimiz’in (a.s.m.) lüks içinde yaşadığı için bir sahabenin namazını kılmayacak kadar önem verdiği israf hem Kur’an’da hem de hadislerde katî bir şekilde yasaklanmıştır. İsraf, “yeme, içme, giyim kuşam, alış veriş, uyku ve istirahat, hatta konuşup yazmak gibi her türlü hâl ve davranışta sınırı aşmaktır” diye tarif ediliyor. Âyet ve hadislere baktığımızda, bütün israfların yasaklandığını, bazılarının haram, bazılarının da mekruh sayıldığını görüyoruz.
    Peki, israf neden yasaklanmış ve bu yasağın hikmetleri nelerdir? Başta Üstad Bediüzzaman’ın İktisat Risalesi olmak üzere İslâmî kaynaklarda özetle şu cevaplara rastlıyoruz:
    İsraf, öncelikle kâinattaki hikmete zıttır. Çünkü kâinat tam bir hikmetle yaratılmış ve hiçbir şeyde asla israfa yer verilmemiştir. Meselâ, kafamıza o kadar çok organ ve parça yerleştirilmiş ki, sayısız görevleri başarıyla görüyorlar. Şayet her birine tırnak kadar bir yer verilseydi, kafamız Ağrı Dağı gibi büyük olurdu. Hâlbuki öyle olmamış, her biri maksada ne kadar yarayacaksa, ona o ölçüde yer verilmiş. Hiçbir şekilde israfa gidilmemiştir.
    İşte bizden istenen de, kâinata konan bu hikmete uymak. Meşru maksatlarımızı görecek ölçü ne kadarsa, o ölçüde tüketmek ve sınırı aşmamak.
    İsraf nimeti küçümsemektir
    İsraf, şükre de zıttır. Bunu vicdanımızla da hissedebiliriz. Meselâ, birine bir hediye verilse, o da verenin gözü önünde onu çöpe atsa; hiç şüphesiz o hediyeyi küçümsemiş olur. Hatta diliyle teşekkür etse bile, bu tavrıyla teşekküre zıt bir davranış sergilemiş olur.
    Cenâb-ı Hakkın sonsuz rahmetiyle verdiği nimetleri israf etmek de, o nimetleri küçümsemek anlamını taşır. Hem israf kanaatsizliği doğurduğu için çalışma şevkini kırar. İnsanı tembelliğe atar. Şükredeceği yerde devamlı şikâyetçi olur.
    Ayrıca israf, Cenâb-ı Hakkın ihsan ettiği nimeti küçümseme anlamını taşıdığı için de, o nimetten mahrum olmaya sebep olur.
    Sonra israf, nimetlerdeki İlâhî rahmete karşı bir saygısızlıktır. Çünkü insanlar bile, acıdığı muhtaç birisine bir miktar para verse, o da o parayı kumara verse, elbette onlar bundan hoşlanmazlar. “Acıdık, para verdik. O da bizim merhametimizi kötüye kullandı, saygısızlık etti” derler.
    İsraf, aynı zamanda bereketsizliğin de sebebidir.
    Manevî bir dilencilik
    Hem israf, manevî dilencilik zilletine düşüren bir sebeptir. Yani insan, gelenek görenek gibi sebeplerle zorunlu ihtiyaç olmayan şeyleri alıp tüketmeye başlarsa, gelir gider dengesi bozulur. Başkalarından borç para almaya kendini mecbur hisseder ve manevî dilenciliğe ve sefalete düşer.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 25/10/2007 - ÇILGIN,,,, DÜŞÜNDÜRÜCÜ DÜŞÜNMEK İSTEYENLERE????????
  • Genç mühendis, işe yeni başladığı şirketteki bir toplantıya katıldığında, masa üzerindeki gazeteye göz atıp aniden yerinden fırladı ve “eyvah mahvoldum” gibilerden bir şeyler söyleyip koşar adımlarla odasına girdikten sonra, kapısını da arkadan kilitledi. Bir anda buz gibi bir hava esti içeride. şirket sahibi, çok babacan insandı. Toplantıyı bir bıçak gibi kesip:
    -Bu işte bir bit yeniği var, dedi. Mühendise kötü birşeyler oldu. Dikkat edin, canına kıyabilir.
    Åz(irket çalışanları, müdürün ne kadar tecrübeli olduğunu bildiklerinden, hep birlikte yerlerinden fırladı. Sekreterlerden biri, mühendisin okuduğu gazeteye bakarak:
    -Biliyorsunuz ki bugün borsa tepetaklak geldi, dedi. Mutlaka çok sayıda hissesi vardı.
    Bir başkası:
    -Faiz veya repo da olabilir, diye araya girdi. Yüzde ikiyüz sınırı aşıldı.
    Diğeri, kendinden emin bir tarzda:
    -Dün dolar bozduracağını söylemişti, dedi. Bugün döviz aniden yükseldiği için, milyarlarca lira zarar etmiş olmalı.
    Åz(irketin muhasebe müdürü:
    -Kesinlikle yanılıyorsunuz, diye lafa karıştı. Daha üç gün önce avans çekmişti. Paralı insan böyle bir şeyler yapmaz. Olsa olsa karısıyla kavga etmiştir.
    Kadın sekreterlerden biri:
    -Öyledir öyledir, diye atıldı. Hanımına geçen gün rastlamıştım, çok suratsız biriydi.
    Bütün ihtimaller tek tek sıralanırken, şirket müdürü,:
    -Konuşmakla vakit kaybetmeyelim, diye gürledi. Her an bir tabanca sesi gelebilir içerden..
    Müdürün sözleri, ortalığı tekrar karıştırdı. şirkette ne kadar çalışan varsa, mühendisin kapısına yığıldı. Müdür bey, etrafındakileri bir el işaretiyle susturduktan sonra, yumuşak bir sesle:
    -Mühendis beyyy!.. diye seslendi. Benim canım kardeşim, sakın bir çılgınlık yapma. Biliyorsun ki bu dünya fanidir. Bir gün zaten öleceğiz, değil mi?
    Mühendisin bulunduğu oda müstakil olduğu için başka bir mekana bağlanmıyordu. Bu yüzden de herkes, onun içeride olduğundan emindi. Oda kapısı da özel olarak izole edildiği ve iki adet çelik levhadan yapıldığı için bütün çabalara rağmen kırılmıyordu. Buna rağmen içeriden çıt çıkmıyordu. Bu arada itfaiyeye haber verildi, altıncı katta bulunan odanın pencereleri altına brandalar gerildi ve televizyon kameramanları, yüzlerce meraklı eşliğinde canlı yayına geçerek, adamın aşağı atlaması için duaya başladılar. Mühendis bey, on beş dakika sonra kapıyı açtı. Yüzü ışıl ışıldı ve neler olup bittiğinden habersiz görünüyordu. Kapı önündeki kalabalığın şaşkın bakışları arasında:
    -Az kalsın ikindi namazını kaçırıyordum, diye gülümsedi. Dünya fani olduğundan, bu iş ihmale gelmez

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 12/10/2007 - SÖZÜN NURANİLİĞİ,KALBİN NURANİLİĞİ KADARDIR.....
  • Söz ve kelam; anlatanın kendini veya bir konu üzerindeki düşüncelerini ifade etmek için kullandığı bir araçtır.
    Dile getirilmemiş olan düşünce, Allah (c.c.) ile kul arasında sır olup, düşüncenin iyilik derecesini Hakk’ın belirleyeceği bir durumdur.
    Dile getirilmiş olan düşünce, kişinin yönetiminden çıkmış toplumun yönetimine girmiş, isteyenin istediği gibi kullanbileceği bir duruma gelmiştir.
    Karşılıklı iletişim aracı olan söz, kişinin aynasıdır. O aynadaki parlaklık, bilgideki güzelliğin yansımasıdır. İlahi kelamdan (Kur’an-ı Kerim) alınan bilgiler ışığında ki anlatım, sözde ki özü ortaya koyar, söylenen özlü sözdür.
    Kelimedeki anlamı çıkartmak, özlü olan sözün gönülden kopup geldiğini fark etmektir. Gönülden gelen söz

    Gönülden gelen söz dinleyenin gönlüne hitap edebilmesi için gönülden gönüle köprü olması gerek. Hakk bilgisi ile bezenmiş bir gönül diğerine aynadır. Baktıklarında birbirlerini görürler, iki aynanın karşılıklı görüntü vermeleri ise sonsuzluğa erişir. 

    Gönül aynasındaki parlaklık, Hakk ile istiğrak halinde olmaktan geçer. Bilgi kaynağımız olan İlahi Kelamdan öğrenilenler ile kalmak, sadece onları uygulamak, emir ve yasakları yerine getirmektir. Bu amelde tefekkür yok denecek kadar azdır.

    Şeriat hükümlerinin tarikat boyutunda uygulanması, gönlü harekete geçirmez. Şeriat hükümlerinin tarikat boyutunda uygulayıp, amelde ki uygulamanın şekli tarafından yani zahiri (görünen) tarafından sıyrılıp, bâtıni yönüne hareket etmek, özüne vakıf olmaya çalışmak, hakikat boyutunda ilim yapmak ise tefekkür ile olur.    

    Tefekkürde amaç; ilk önce gönül evini inşa edip orada Hakk’ı bulmaya çalışmaktır.  

    İnşa edilen evde zamanla beş oda oluşur bu odalara isim verecek olursak sevgi, sabır, şükür, hoşgörü ve tevazu odalarıdır. Bu odaları dayayıp döşemek iyi bir mürşide inabe yolu ile intisap ederek muvaffak olunur.

    Odaların dayanıp döşenmesi gönül evine ferahlık ve huzur getirir. Karşı gönülden gelen sözün manası odalarda yankı buldukça anlamını artırır, gönülden gönüle köprü kurulur.

    Aslında o karşı gönül değildir, aynı havayı teneffüs eden tevhid te birlik olmuş birbirlerini ikrar tasdik eden BİR’e teslim olmuş temsilcilerdir. 

    Bu sebeple sözdeki nuranilik Hakk’ın evi olan gönülden gelen yansımadır.

             Cümle HAKK aşıklarının amelleride gönülleri gibi dayalı döşeli olsun. Amin!

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 9/10/2007 - CUMANIZ MUBAREK OLSUN
  • Allahım!
    Senin af ve mağfiretinin dairesi, bizi bela ve musibetlerden uzak
    tutacak kadar geniştir. Bize rahmetinle muamele buyur Allahım!
    Gazabından bizi emin kıl Rabbim.

    Allahım!
    Sen'den dünya ve ahirette af ve afiyet diliyoruz. Her türlü semavi ve
    arzi afet ve belaları üzerimizden uzaklaştırmanı istiyoruz.

    Allahım!Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz hatalarımızı, günahlarımızı
    bağışla. Bizlere merhamet buyur. Şüphesiz Sen merhametlilerin en
    merhametlisisin.

    Allahım!
    Kalb katılığından, gafletten, dalaletten, zilletten, miskinlikten,
    küfürden, fısktan, nankörlükten, riyadan, sadece Sana sığınırız. Sen
    bizleri koru. Güç yetiremeyeceğimiz bela, fitne ve musibetlerle bizi
    imtihan eyleme Allahım!

    Allahım!
    Fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten, doyma bilmeyen nefisten,
    yaşarmayan gözden ve icabet edilmeyen duadan sana sığınırız.
    Bildiğimiz ve bilmediğimiz şeylerin şerrinden Sen bizleri koru
    Allahım!

    Allahım!
    İhsan buyurduğun nimetlerini geri almandan, azabının ansızın gelip
    çatmasından, gazabına sebep olacak şeylerden Sana sığınırız.Bizlere
    yol göster Allahım!

    Allahım!
    Sana itaat edilir, Sen karşılığını verirsin; Sana isyan edilir, Sen
    bağışlar ve af edersin, darda kalanlara icabet eder, zararı, sıkıntıyı
    ortadan kaldırıp, hastalara şifa, dertlilere deva verir, günahları
    bağışlar, tövbeleri kabul edersin. Sen bizlerin dualarını kabul buyur
    Allahım!

    Allahım!
    Sen ölümlerin en güzeli ile bizi huzuruna al Allahım! Ölümümüzü her
    türlü şerden kurtulup rahata erme vesilesi yap Ya Rabbi! Allahım!
    Bizleri Sen'i çok zikreden, Sana çok şükreden, Sen'den çok korkan,
    Sana çok itaat eden, Sana karşı saygı ile dopdolu olan, ahu efgan edip
    dua dua yalvaran ve durmadan Sana teveccüh eden kullarından eyle.


    AMİN AMİN AMİN
    Tüm Dost ve kardeşlerim!

    Cumanız Mübarek Olsun, Rabbim Yapacağınız Her Türlü İbadet Ve
    Taatlerinizi Kabul Eylesin.sevgiler saygılar hepinize....

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 19/9/2007 - sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım
  • Bir gün sormuşlar ermişlerden birine;
    - Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?
    - Bakın göstereyim demiş ermiş.
    önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve
    arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.
    Ermiş;
    - Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz diye bir de şart koymuş.
    - Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler.
    Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
    Bunun üzerine, şimdi… demiş ermiş, Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım
    yemeğe
    .
    Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen, ışıklı insanlar gelmiş
    oturmuş sofraya bu defa.
    - Buyurun deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.
    - İşte demiş ermiş, Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil, veren kazançlıdır her zaman…

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 1/9/2007 - NE SÖYLESEM BOŞ ANLAYANA.....
  •   NE SÖYLESEM BOŞ!
    Bir âlimi ziyarete giden adamın birisi, ziyaretten sonra âlime, “Efendim, nasihatlerinize ihtiyacım var. Doğru yolu bulmak, o yolda yürüyüp rızayı ilahiyi tahsil etmek için bana öğüt verir, nasihat eder misiniz?” diye ricada bulunur.
    Âlim cevap olarak: “Olur evladım, sana nasihat ederim ama daha evvel soracağım iki suale cevap vermelisin” der. Gelen ziyaretçi “Peki efendim, buyurun sorun. Sorularınızı cevaplandırmaya hazırım” der.

    Âlim sorusuna başlar: “Rabbül âlemin dünyayı mı ahiretten üstün tutmuş yoksa ahireti mi dünyadan üstün tutmuştur?”

     

    Ziyaretçi, “Efendim, Rabbül âlemin, ahireti dünyaya tercih etmiş, ahireti dünyadan üstün kılmıştır” diye cevap verir.

     

    Âlim, “Peki senin yanında durum nasıl?” diye sorusuna devam eder, “Sen dünyayı mı tercih etmektesin yoksa ahireti mi? Senin yanında üstün tutulan hangisidir?”

     

    Ziyaretçi bu soruya da şöyle cevap verir: “Efendim, doğrusunu söylemek lazım gelirse, benim tercihim hep dünya olmuştur. Dünyaya olan sevgim ahirete galip gelmektedir.”

     

    Âlim ikinci soru olarak da şunu sorar: “Peygamber (sav) fakirleri mi daha çok severdi yoksa zenginleri mi? Hangisine daha fazla iltifat ederdi?”

     

    Ziyaretçi, “Efendim Peygamber (sav) fakirleri severdi, onları zenginlere tercih ederdi” diye cevap verince, âlim “Peki senin durumun nasıl? Sen hangisini tercih etmekte, hangisine daha fazla muhabbet beslemektesin?” diye sorusuna devam eder ve şu cevabı alır: “Efendim, doğrusu şu ki, ben zenginleri fakirlere tercih etmekte, zengini fakirden daha fazla sevmekteyim.”

     

    Ziyaretçiden bu cevapları alan âlim, nasihat etmez. Fakat şu sözleri söyler:

     

    “Evladım görüyorum ki sen de hem Allah’a hem de Peygambere muhalefet var. Onların arzusunun hilafına hareket etmektesin. Sende Allah ve peygamberine muhalefet oldukça ne söylesem boş olur, ne nasihat etsem heba olur. Çünkü Allah ahireti dünyaya tercih etmiştir. Sen bunu bildiğin halde dünyayı tercih etmektesin. Peygamberin (sav) fakirleri zenginlere tercih ettiğini bildiğin halde, sen zenginleri fakirlere tercih ediyorsun, hal böyle olunca daha ne nasihat edeyim sana. Ne söyleyecek olsam boşuna gider. Çünkü tesiri olmaz..”

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    AKLIMA GELENLERİ SİZİNLE PAYLAŞMAK İSTİYORUM.

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • davuterdag
  • fatima
  • ahsennur
  • Özkan Özdemir
  • neslinursema
  • dostlukrehberi
  • dingorevlileri
  • neslinursema1
  • ustad
  • nisandayagmur
  • neslinursema2
  • neslinursema3
  • zahara
  • sehitlerolmez
  • yolcugidiyor
  • fuadyusufoglu
  • ustaplan
  • zikrullah
  • kiremit
  • zahap
  • djazemimm
  • kalbinur
  • sakaryanur
  • djazemimm87
  • parabende
  • yusufyusufoglu

    Reklam

  • Sayfa: 1 - Toplam: 13
    | Sonraki Sayfa